Osteoporozun düşük kemik
kütlesi ve kemik dokusunun mikromimari yapısının bozulması ile oluştuğunu ve
böylece kemik kırılganlığında ve kırığa yatkınlıkta artış görüldüğünü ifade
eden Memorial Antalya
Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Op. Dr. Serdar AlfidanAlfidan, 'Osteoporoz
tanısı için kırık varlığı gerekmiyor. Osteoporozda gerekli korunma
tedbirlerinin alınması, hastalığın erken teşhis edilmesi ve
doğru tedavinin uygulanması kritik rol oynuyor. Hastalığın ileri safhalarında
görülen kemik kırıkları hastanın yaşamını tehdit edebilecek sorunlara yol
açabildiği gibi sosyal güvenlik sistemi üzerinde de
ciddi bir yük oluşturabiliyor. Kemik dokusu, insan yaşamı boyunca sürekli devam
eden yapılanma ve yeniden yapılanma olarak isimlendirilen iki farklı döngüyü
içerir. Kemik dokusu artışı ve büyümeyle karakterize yapılanma safhası çocukluk
döneminin bir özelliğidir. Erişkinlik döneminde görülen yeniden yapılanma ise
mekanik açıdan yetersizleşen kemiğin ortadan kaldırılıp yerine yeni güçlü
kemiğin oluşturulmasıdır. Bu döngüsel işlem erişkin insanda kemik yıkımı ile
başlar, yapımı ile sonlanır ve ortalama 3-12 ay süren bir döngüdür. Bu döngünün
hızı paratiroid hormon (PTH) , tiroksin, büyüme hormonu ve D Vitamini ile arttırılabilir ayrıca kalsitonin,
östrojen ve glukokortikoid hormonları ile azaltılabilir' diye belirtti.
'Koruyucu tedavileri ihmal etmeyin'
35 yaşından sonra kemik kütlesinin azalmaya başladığını ve bu azalışın 85-90 yaşlarına kadar devam ettiğini aktaran Alfidan, 'Yaşam boyunca kaybedilen kemik miktarı erkeklerde yüzde 20-30, kadınlarda ise yüzde 45-50 civarındadır. Kadınlarda menopoza bağlı östrojen yetersizliği kemik kaybına neden olan en önemli faktördür. Östrojen azalımı kemik yıkım fazını arttırır. Kemik koruyucu bir hormon olan kalsitonin salınımı azaltır ayrıca kalsiyum metabolizmasını bozar. Kadınlarda koruyucu ve destekleyici tedaviler büyük önem taşımaktadır. Osteoporozda sırt ve bel ağrısı gibi şikayetlerin yanı sıra boyda kısalma, omurgada oluşan şekil bozuklukları ve kırıklar gibi klinik bulgularla da tanı konulabilmektedir. Özellikle 65 yaş üzeri beyaz tenli, osteoporoz aile öyküsü olan, erken menopoza girmiş, hareketsiz yaşam sürdüren kadınlar risk grubundadır. Osteoporoz tanısı kemik mineral yoğunluğu ölçümü (DEXA) ile belirlenir. Bu yöntem özellikle 65 yaş üzerindeki kadınlar, 65 yaş altında olan ancak risk faktörlerine sahip postmenopozal kadınlar, erken menopoz geçirenler, minör travma ile oluşan kırık geçirmiş kişiler, 70 yaş üzerindeki erkekler ve kemik yoğunluğunu azaltan ilaç kullanan bireylere uygulanmalıdır' ifadelerinde bulundu.
'Osteoporozda koruyucu önlemler üçe ayrılıyor'
'Osteoporoz tedavisinin en önemli kısmını osteoporoz oluşma riskini azaltan koruyucu önlemler oluşturur' diyen Alfidan, 'Birincil korunmada çocukluktan itibaren düzenli ve kalsiyum açısından zengin beslenme alışkanlığının kazandırılması, düzenli spor yapma, güneşlenme kültürünün yerleştirilmesi çok önemlidir. İlerleyen yaşlarda ise sigara ve alkolden uzak durulması, düzgün adet görülmesinin ve üreme fonksiyonlarının düzenliliğinin sağlanması gereklidir. İkincil korunma; osteoporozun erken tanınması, osteoporoz gelişen hastalarda uygun tedavinin sağlanması ve kırık oluşumunun önlenmesidir. Üçüncül korunma da ise kırık gelişen hastaların bu durumu minimum zararla atlatması, komplikasyon oluşumunun önlenmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanır' diye konuştu.
'Kalsiyum alımına dikkat'
Osteoporozdan korunmak için öneriler paylaşan Alfidan, her yaş grubunda yeterli kalsiyum alımına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizerek, '20'li yaşlardan itibaren günde 1000-1200 mg kalsiyum alımı önerilmektedir. Bu, günde 5 su bardağı süt veya süt grubuna denk gelmektedir. D Vitamini yeterli miktarda alınmalıdır. Kollar ve bacakların açıkta kaldığı günlük yarım saatlik güneşlenme yeterlidir. Sağlıklı kemik gelişimi için düzenli spor ve fiziksel aktiviteler mutlaka yapılmalıdır. Tüm yaş gruplarında alkol ve sigara kullanımından uzak durulmalıdır. Yaşlılar için yaşam alanlarında düşme riskini azaltacak önlemler alınmalıdır. Yapılan DEXA değerlendirmesi sonrası doktorun verdiği uygun kemik yıkımını azaltıcı ilaç tedavileri ve kalsiyum - D Vitamini takviyeleri eksiksiz kullanılmalıdır' dedi.
'Koruyucu tedavileri ihmal etmeyin'
35 yaşından sonra kemik kütlesinin azalmaya başladığını ve bu azalışın 85-90 yaşlarına kadar devam ettiğini aktaran Alfidan, 'Yaşam boyunca kaybedilen kemik miktarı erkeklerde yüzde 20-30, kadınlarda ise yüzde 45-50 civarındadır. Kadınlarda menopoza bağlı östrojen yetersizliği kemik kaybına neden olan en önemli faktördür. Östrojen azalımı kemik yıkım fazını arttırır. Kemik koruyucu bir hormon olan kalsitonin salınımı azaltır ayrıca kalsiyum metabolizmasını bozar. Kadınlarda koruyucu ve destekleyici tedaviler büyük önem taşımaktadır. Osteoporozda sırt ve bel ağrısı gibi şikayetlerin yanı sıra boyda kısalma, omurgada oluşan şekil bozuklukları ve kırıklar gibi klinik bulgularla da tanı konulabilmektedir. Özellikle 65 yaş üzeri beyaz tenli, osteoporoz aile öyküsü olan, erken menopoza girmiş, hareketsiz yaşam sürdüren kadınlar risk grubundadır. Osteoporoz tanısı kemik mineral yoğunluğu ölçümü (DEXA) ile belirlenir. Bu yöntem özellikle 65 yaş üzerindeki kadınlar, 65 yaş altında olan ancak risk faktörlerine sahip postmenopozal kadınlar, erken menopoz geçirenler, minör travma ile oluşan kırık geçirmiş kişiler, 70 yaş üzerindeki erkekler ve kemik yoğunluğunu azaltan ilaç kullanan bireylere uygulanmalıdır' ifadelerinde bulundu.
'Osteoporozda koruyucu önlemler üçe ayrılıyor'
'Osteoporoz tedavisinin en önemli kısmını osteoporoz oluşma riskini azaltan koruyucu önlemler oluşturur' diyen Alfidan, 'Birincil korunmada çocukluktan itibaren düzenli ve kalsiyum açısından zengin beslenme alışkanlığının kazandırılması, düzenli spor yapma, güneşlenme kültürünün yerleştirilmesi çok önemlidir. İlerleyen yaşlarda ise sigara ve alkolden uzak durulması, düzgün adet görülmesinin ve üreme fonksiyonlarının düzenliliğinin sağlanması gereklidir. İkincil korunma; osteoporozun erken tanınması, osteoporoz gelişen hastalarda uygun tedavinin sağlanması ve kırık oluşumunun önlenmesidir. Üçüncül korunma da ise kırık gelişen hastaların bu durumu minimum zararla atlatması, komplikasyon oluşumunun önlenmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanır' diye konuştu.
'Kalsiyum alımına dikkat'
Osteoporozdan korunmak için öneriler paylaşan Alfidan, her yaş grubunda yeterli kalsiyum alımına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizerek, '20'li yaşlardan itibaren günde 1000-1200 mg kalsiyum alımı önerilmektedir. Bu, günde 5 su bardağı süt veya süt grubuna denk gelmektedir. D Vitamini yeterli miktarda alınmalıdır. Kollar ve bacakların açıkta kaldığı günlük yarım saatlik güneşlenme yeterlidir. Sağlıklı kemik gelişimi için düzenli spor ve fiziksel aktiviteler mutlaka yapılmalıdır. Tüm yaş gruplarında alkol ve sigara kullanımından uzak durulmalıdır. Yaşlılar için yaşam alanlarında düşme riskini azaltacak önlemler alınmalıdır. Yapılan DEXA değerlendirmesi sonrası doktorun verdiği uygun kemik yıkımını azaltıcı ilaç tedavileri ve kalsiyum - D Vitamini takviyeleri eksiksiz kullanılmalıdır' dedi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder