10 Aralık 2019 Salı

Kanser hastası arkadaşlarına moral vermek için saçlarını kestirdiler


Seferihisar'da 19 yaşındaki kanser hastası Ünsal Çelikoğlu'na destek olmak isteyen bir grup genç saçlarını kestirdi.

Seferihisar Tepecik mevkisindeki bir kafeteryanın önünde bir araya gelen yaklaşık 30 genç, bir süredir tedavi gören arkadaşları Ünsal Çelikoğlu'na destek vermek üzere organizasyon yaptı.

Etkinlikte kanser hastası Ünsal Çelikoğlu da babası Hüseyin Çelikoğlu'nun saçlarını kesti.

İş görüşmesi için gerekli sağlık raporu almaya çalışırken kanser tümörünün fark edildiğini ve üçüncü evre kanser teşhisi konduğunu aktaran Ünsal Çelikoğlu, tedavisinin halen 
Buca Tınaztepe Onkoloji Polikliniği'nde devam ettiğini belirtti.

Ünsal, arkadaşlarına verdikleri destek dolayısıyla teşekkür ederken, etkinliğin benzer durumdaki hastalara da moral olmasını istediğini dile getirdi.

Baba Hüseyin Çelikoğlu ise oğlunun rahatsızlığını öğrendiği andan itibaren dünyasının adeta alt üst olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bir baba olarak yanında güçlü olmak zorundayım. İki oğlum var. Bu gibi hastalıkların günümüzde yaygınlaşması bizi derinden üzüyor. Arkadaşlarının düzenlediği bu davranış bizi sevindirdi. Biliyorsunuz geçtiğimiz gün 21 yaşında (Neslican Tay) genç bir kızımızı kaybettik. Yaptığı mücadele ile hepimizin takdirini topladı. Allah çocuklarımıza sağlık, uzun ömürler versin. Bu gibi hastalığa yakalanan gençlerimize ve yakınlarımıza destek olmak adına acil şifalar diliyorum. Onlara moral, umut kaynağı olsun diliyorum."

Uykuda diş gıcırdatmaya dikkat


Diş Hekimi Zuhal Oygur, “Lamina porselen uygulaması ön dişlere uygulanan ve gülüş estetiği için oldukça önemli olan bir tekniktir. Porselenin yapısının güçlendirilmesi ile inceltilmesi sağlanır ve elde edilen ince yapraklar dişlere uygulanır. Porselen lamına oldukça sağlıklı ve güzel bir gülüşe sahip olmanın en etkili yöntemleri arasında yer almaktadır. Estetik bir gülüşe sahip olmak isteyenler tarafından tercih edilen lamina porselen uygulaması çoğu insanda etkili sonuçlar vermektedir. Oldukça sık tercih edilen camine porselen tekniği ile oldukça etkili çözümler elde edilse de bazı kişilerde bu teknik uygulanamaz. Bazı kişilerde ise çeşitli tedavilerden sonra uygulamanın yapılması gerekir. Diş yapısındaki bazı bozukluklarda tedavi öncesinde şekil değişikliği yapmak gerekir. Dişlerin üst üste kapandığı durumlarda ufak bir kesim ile lamina porselen uygulaması yapılır. Kesim yapılmadığı sürece teknik uygulanamaz. Kişinin dişlerinde yeterince mine dokusu bulunmuyorsa uygulama yapılamaz. Dişlerini gıcırdatan kişilerde uygulama yapılmaz. Bu kişilerin diş gıcırdatma sorunu ortadan kaldırıldıktan sonra uygulama yapılabilir. Diş gıcırdatma benzeri takıntılı davranışlarda da camine porselen uygulaması tercih edilmez. Kalem ısırma, tırnak yeme, dişleri sıkma gibi alışkanlıklar giderilmediği sürece camine porselen uygulaması yapılmaz” dedi.

Diş sorunlarının pek çoğunda uygulanan camine porselenlerin özellikle dişteki renk değişikliklerinin bleaching yani diş beyazlatma uygulaması ile giderilmediği durumlarda tercih edildiğini ifade eden Dt. Oygur, “Diş yapısındaki bozukluklar, lekeler ve diş üzerindeki çatlakların ortadan kaldırılması için uygulanan yöntem estetik bir gülüş için vazgeçilmezdir. Dişlerinin görüntüsünden memnun olmayanlar, doğumsal diş bozukluklarına sahip olanlar, çeşitli nedenlerden ötürü dişleri aşınan ya da kırılan kişilerde camine porselen uygulamaları etkili sonuç vermektedir. Uygulama sonrasında aşırı sert gıdalar tüketmemek gerekir. Lamina porselenler dişlerle doğal bir şekilde kaynaşarak diş yapısına adapte olur. Bu adaptasyona rağmen uygulamanın en sağlıklı şekilde işlevini yerine getirebilmesi ve laminalerin zarar görmesine engel olmak için dikkatli olmak gerekir. Diş gıcırdatma, dişle bir şeyler koparma, tırnak yeme, sert besinler tüketme, dişle 
kuruyemiş kırma gibi hareketlerden uzak durulması porselen uygulamasının sürekliliği ve sağlığı için önemlidir” açıklamalarında bulundu.

Trakya'nın tek şehir hastanesi yükseliyor

Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından kamu-özel iş birliği modeliyle yapımı devam eden ve kaba inşaatı tamamlanan Tekirdağ Şehir Hastanesi'nin 2020 yılında tamamlanarak hizmete girmesi hedefleniyor.

Gündoğdu Turgut Mahallesi'nde 157 bin metrekare kapalı alanda inşa edilen hastane, Trakya'nın "tek şehir hastanesi" olma özelliği taşıyor.
Hastanenin faaliyete geçmesiyle sağlık turizminin hareketlenmesi ve bölge halkının tüm sağlık ihtiyacına cevap verilmesi amaçlanıyor.

İl Sağlık Müdürü Cengiz Becerir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şehir hastanesinin yapımının hızla devam ettiğini ve 2020 yılında hizmete açılmasının planlandığını söyledi.

Hastanede birçok servis olacağını ve hastaların tüm sorunlarına çözüm aranacağını anlatan Becerir, şöyle konuştu:
"Hastanemiz 130 dönümde, 157 bin metrekare kapalı alanda inşa ediliyor. Tekirdağ Şehir Hastanesi'nde 560 yatak olacak. Bunların 150'si yoğun bakım, geri kalanları servis yatağı olarak hizmet verecek. 16 ameliyathane ve içerisinde pek çok hizmet veren alan bulunacak. Tekirdağ Şehir Hastanesi, kardiyovasküler cerrahiden, radyasyon onkolojisine, pozitron emisyon tomografisiden (PET-CT), nükleer tıbba, üremeye yardımcı teknolojilerden her alana kadar hizmet verecek bir hastane olacak."

Becerir, şehir hastanesinin çok güzel bir konumda yapıldığını vurgulayarak, "Çorlu'daki hastanemiz 56 bin metrekare kapalı alana kurulu. Bu, onun 3 katı büyüklüğünde devasal bir hastane olacak. Bu bölge için çok önemli. Ulaşımı kolay. Çevre yolunun ve şehrin hemen dibinde konumlandırılması çok güzel." dedi.

"Haziran 2020'de açılması planlanıyor"
Hastanede helikopter iniş alanları olacağı bilgisini veren Becerir, vatandaşlara her türlü ulaşım yoluyla hizmet verileceğini dile getirdi.

Becerir, şehir hastanesine gelen bir hastanın başka bir hastaneye sevk edilmeyeceğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
"Hastanenin kaba inşaatı bitmek üzere. Kasım ayında Allah nasip ederse kazanlarını devreye alacaklar. Haziran 2020'de de açılması planlanıyor. Yaklaşık 2 bin araçlık otoparkı var. Bunun bin 200'ü kapalı otopark. Bölgeye güçlü hizmet etmesi planlanan bir hastane olacak. Tekirdağ Şehir Hastanesi yüksek teknolojiyle geliyor. İçindeki cihazlar yeni ve son model olacak. Sadece Trakya'ya İstanbul'a değil, yurt dışına Balkanlara da sağlık turizmi kapsamında hizmet vermesi hedefleniyor. Sağlık Müdürlüğü olarak hastanelerimizi sağlık turizmine hazırlıyoruz. Adım adım ilerliyoruz."

Boyun fıtığında cerrahi müdahale olmadan tedavi mümkün


Boyun fıtığı hakkında bilgi veren Liv Hospital Samsun Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinden Opr. Dr. Ali Kemal Ulaş, “Omurlar birbirine, bir disk ve ‘faset’ eklemleri denilen iki küçük eklemle bağlıdır. Bir omuru diğerine bağlayan sağlam bağlantılı dokulardan oluşan disk, omurların arasındaki bir yastık ya da amortisör gibi görev yapar. Disk ve faset eklemleri, hareketlerinize, eğilmenize, boynunuzu ve sırtınızı döndürebilmenize olanak sağlar. Disk, ‘anulus fibrosus’ adı verilen sert dış tabaka ve ‘nükleus pulposus’ adı verilen jel kıvamında merkez yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber diskin merkez yapısı su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve diskin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Disk merkez tabakasında bozulmalar olabileceği gibi, dış tabakada zedelenme yırtılmalar meydana gelebilir. Bu durumda, diskin merkez yapısı dış tabakadaki yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasına neden olabilir. Bu olay boyunda meydana geldiği zaman buna boyun fıtığı adı verilir. Boyun fıtığı sinirlere baskı yapabilir ve kollara doğru yansıyan ağrıya, sızlamaya, his kaybına veya kuvvet kaybına yol açabilir. Nadiren boyun fıtığı omurilik üzerinde baskıya neden olabilir ve bu durumda bacaklarda problemlere neden olabilir” dedi.



Cerrahi müdahale olmadan tedavi mümkün

Boyun fıtığının cerrahi müdahale olmadan da düzelebileceğini söyleyen Ali Kemal Ulaş, “Bu yüzden öncelikle boyun fıtığından kaynaklanan ağrıyı azaltmak için cerrahi dışı seçenekler uygulanır. Doktorunuz kısa periyotlarla dinlenme, boyun hareketlerini kısıtlama, ödemi azaltan antiinflamatuvar ve ağrıyı kontrol eden analjezik ilaçlar, fizik tedaviegzersiz veya epidural steroid enjeksiyonu tedavisi içeren cerrahi olmayan tedavileri uygulamanızı önerebilir. Cerrahi olmayan tedavilerde amaç, boyun fıtığı materyalinin meydana getirdiği sinirlerdeki irritasyonu azaltmak, ağrıyı hafifletmek ve hastalığın fiziksel sonuçlarını iyileştirmektir. Bu, boyun fıtığı hastalarına uygulanan sıklıkla bir seri tedavi metodundan oluşan organize bakım programı ile başarılı olabilir” diyerek, ilaçların fazla dozda kullanılmasının daha hızlı iyileşmeye yardımcı olmayacağı gibi, istenmeyen yan etkilere de yol açabileceğini kaydetti.

Opr. Dr. Ali Kemal Ulaş tedavi seçenekleriyle ilgili, “Epidural enjeksiyonlar veya çeşitli blok enjeksiyonları, yoğun kol ağrılarınız varsa önerilebilir. Doktorunuz tarafından, epidural (omurilik zarı dışına) veya sinir kökleri çevresine özel bir müdahale ile kortikosteroid ve lokal anestezik madde uygulanması sonucu gerçekleştirilir. Başlangıç enjeksiyonundan sonra bir veya iki enjeksiyon daha ileri bir tarihte yapılabilir. Bu kapsamlı bir rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır. Enjeksiyonun amacı sinir ve diskteki inflamasyonu azaltmaktır. Tetik nokta enjeksiyonları, omurga boyunca ağrılı yumuşak dokulara ve kaslara direkt uygulanan lokal anestezik madde (bazen kortikosteroidlerle birlikte) enjeksiyonlarıdır. Ara sıra ağrı kontrolü için kullanılsalar da tetik nokta enjeksiyonları, boyun fıtığının iyileşmesine yardımcı olmazlar” sözleriyle açıklamasını sonlandırdı.

HPV virüsü çiftleri tehdit ediyor


Doç.Dr. Aydın Köşüş, “Human Papilloma Virüs (HPV) cinsel yolla bulaşan en yaygın enfeksiyonlardan biridir. HPV; kadın ve erkek genital organları, anüs, ağız, boğaz ve diğer mukozal bölgeleri tutarak, bu bölgelerde kansere neden olabilmektedir. Özellikle rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümünde (yüzde 99,7) HPV DNA tespit edilmektedir. Tüm dünyada cinsel yönden aktif kadınların yüzde 50’sinden fazlası yaşamları sırasında HPV ile infekte olurlar. Yüzde 90’ ı kendiliğinden gerilerken, yüzde 10’luk hasta grubunda rahim ağzı kanseri yada öncü lezyonları gelişebilir. Bu gelişim hemen olmayıp hastanın bağışıklık durumuna göre 5-15 yıl arasında gelişebilir. HPV saptanan hastaların yaklaşık yüzde 80’inde 2 yıl içinde belirtiler ortadan kalkar. HPV enfeksiyonu her yaş grubunda görülebilir. Ancak gençlerde daha sık gözlenmektedir. Ortalama görülme yaşı 52 olmakla birlikte 35-39 ve 60-64 yaşlarında daha yüksek oranlarda görülebilmektedir. Sosyokültürel ve ekonomik düzey açısından düşük seviyedeki insanlar, sigara içenler, doğum kontrol hapı kullanalar, cinsel yolla bulaşan hastalıkları olanlar, birden çok partneri olanlar, riskli cinsel partneri olanlar HPV enfeksiyonu açısından riskli grupları oluşturmaktadır. En önemli risk faktörlerinden bir tanesi de smear dediğimiz rahim ağzı taraması yaptırmamaktır. Gelişmiş ülkelerde kadınların yüzde 85’i en az bir kez smear testi yaptırırken maalesef bu oran az gelişmiş ülkelerde sadece yüzde 5’tir. Rahim ağzı kanseri tüm dünya kadınları arasında meme ve rahim içi kanserinden sonra görülen en sık 3. kanser türüdür. HPV rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamında en önemli nedendir. 15-49 yaş arasındaki her 4 kişiden 3’ünün hayatının herhangi bir döneminde HPV enfeksiyonu geçirdiği bildirilmiştir. Amerika’da bugüne kadar 20 milyon HPV vakası tanımlanmış olup bu sayıya her yıl bir milyon yeni hasta eklenmektedir. 250 bin kadın her yıl rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Human Papilloma Virüsler (HPV) sık görülen, belirti vermeyen ve oldukça bulaşıcı virüslerdir. Dünya sağlık örgütü verilerine göre yaklaşık her 10 kişiden 1’inde HPV vardır. Bir kadının 50 yaşına kadar HPV enfeksiyonuna yakalanma riski yüzde 80’dir. HPV, rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 100’ünden, anüs kanserlerin yüzde 80-90’ından, vajen kanserlerin yüzde 60’ından ve penis kanseri olgularının yüzde 30-40’ından sorumludur. Bu veriler göz önüne alındığında, HPV’nin önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu ortaya çıkar. Bugüne kadar enfeksiyona neden olan 120’den fazla HPV tipi tanımlanmıştır. Bu tiplerden özellikle 16 ve 18 serviks kanseri gelişimi açısından en riskli HPV tipleridir. Kanser yapıcı etkisi yüksek olan HPV tiplerinden 16 ve 18 rahim ağrı kanseri öncüsü lezyonlarının yüzde 52’sinden ve rahim ağrı kanserlerinin ise yüzde 77’sinden sorumlu iken, HPV 6 ve 11 ise genital siğillerin yüzde 90’ından sorumludur. HPV özellikle çok sayıda cinsel eşi olan (veya öncesinde olmuş olan) bireyler ve bu bireylerin eşlerinde yaygındır. Ortak kullanılan havuzlardan, havlulardan yada klozetlerden de bulaşabileceği söylenmekle beraber henüz kesin olarak ispatlanamamıştır. HPV enfeksiyonları son derece bulaşıcı olduğu için bulaşmayı önlemede özellikle tek eşlilik önem taşımaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta her iki eşinde tek eşli olması gerektiğidir. Cinsel ilişki sırasında kondom kullanılması riski azaltır” dedi.

Günümüzde HPV virüsünün bulaşmasını engellemeye yönelik aşıların geliştirildiğini ifade eden Doç.Dr. Nermin Köşüş, “Bu aşılar özellikle birliktelik başlamamış olan 9 yaşından sonraki kız çocuklarına önerilmektedir. Yurt dışında pek çok ülkede rutin aşılama takvimine eklenmiştir. HPV’ye bağlı enfeksiyonun görülme ihtimali yüzde 90 oranında azalmıştır. Ülkemizde ise sağlık bakanlığının bu konu ile ilgili çalışmaları devam etmektedir. İleride ülkemizde de aşı takvimine eklenmesi ümit edilmektedir. Tip 6, 11, 16 ve 18 suşlarını içeren (quadrivalan) aşılar yanında tip 16 ve 18 suşlarını içeren (bivalan) aşılarda mevcuttur. Günümüzde 9 tip HPV virüsünü içeren yeni bir aşı geliştirilmiş olup yurt dışında kullanıma girmiştir. Ülkemizde henüz bulunmamaktadır. Çapraz reaksiyonla pek çok virüse karşı koruma sağladığı belirtilmektedir. Aşıların koruyuculuğu yüzde 90’ın üzerindedir. Rahim ağzı kanseri virüsü bulaşan kişilerde her zaman bir bulguya rastlamak mümkün değildir. Bazı hastalarda genital bölgede siğil dediğimiz parmaksı çıkıntılar oluşabilir. Ancak bunlara neden olan tipler daha çok HPV 6 ve 11 tipleridir. Bu virüsler rahim ağzı kanseri nedeni değildir. Rahim ağzı kanseri virüslerinin tespiti, rahim ağzından alınan sürüntü örneğinin DNA testleri ile incelenmesi sonucunda konur. Yine aynı sürüntünün patolojik olarak incelenmesi sonucunda virüsün yaptığı hücresel değişiklikler de gözlemlenebilir. Bundan dolayı 20 yaşından büyük kadınlarda smear testi, 30 yaşından büyüklerde ise smear testine ilave olarak HPV testi yaptırmaları önerilir” diye konuştu.

Dr. Köşüş, HPV virüsüne bağlı testlerde anormallik tespit edilen hastalarda ileri değerlendirme yapmanın gerekli olduğunu belirterek, “Ciddi anormallik olmayanlarda sadece rahim ağzı taraması takip yapılabilirken, orta veya ileri derecede anormallik olanlarda kolposkopi dediğimiz kameralı aletler yardımıyla rahim ağzının değerlendirilmesi yapılır. İşlem esnasında gerekli olan hastalarda biyopsiler yapılır. Çıkan sonuçlara göre hastaların takipleri yapılır. Bu takipler sırasında anormal alanların çıkarılması yada yakılması yöntemleri daha sık kullanılırken bazı hastalarda, özellikle yaşı ileri olan veya çocuk sayısını tamamlamış hastalarda rahim alma operasyonu tercih edilebilir. Operasyon sonrasında dahi bu hastaların belli bir süre takibi gereklidir. HPV virüsüne bağlı siğil gelişen hastalarda tedavide geç kalmamak ve siğillerin aşırı çoğalmasına fırsat vermemek gerekir. Aksi halde tedavisi daha da zorlaşacaktır. Genital siğil gelişenlerde değişik ilaçlarla tedavi uygulanabilir. Bu ilaçlar siğilleri kimyasal ektileri ile yakarak yok etmektedir. Az siğili olanlarda ayaktan tedavide kullanabileceğimiz bir tercihtir. Ancak sağlam mukozaya mümkün olduğunda değdirmemek önemlidir. Yaygın olanlarda ise daha çok yakma yada dondurma yöntemleri tercih edilir. Çok yaygın olanlarda cerrahi eksizyon yaparak siğil olan cildin tamamen çıkarılması gerekebilir. Laser tedavisi de yakma işleminde kullanılabilmektedir. Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonlarda ise daha çok yakma, dondurma veya cerrahi eksizyon dediğimiz rahim koruyucu tedaviler ön planda iken, rahim ağzı kanseri gelişenlerde klasik kanser cerrahisi uygulanması gerekmektedir” açıklamalarında bulundu.

Ciltteki kırışıklık ve lekelere dikkat


Flash Effect etkisiyle Electrinin ilk 30 dakikada sonuçlarını gösterdiğini belirten Dr. Nüket Eroğlu, Electri’nin hyaluronik asit ve sodyum süksinatın fizyolojik konsantrasyonlarını birleştiren tek formül olduğunu vurguladı.

Süksinatın, Kehribarda yüzde 3-8 oranında bulunan organik bir bileşik olduğunu söyleyen Dr. Nüket Eroğlu doğada genellikle fosilleşmiş ağaçlarda bulunduğunu ifade etti.

Dr. Eroğlu, “Fosillerin günümüze gelmesinde büyük katkısı olan ve ‘Ölümsüzlük Tozu’ denen bu eşsiz anti-aging formülün cildin su ve nem dengesinin ve enerji üretiminin bozulması sonucu metabolik süreçlerin baskılanmasıyla serbest radikallerin birikmesinin neden olduğu yaşlanma etkilerine karşı geliştirildi. Electri ciltte baloncuklar oluşturmadan 10-15 dakikada hızla cilt altına emilir, mekanik travma oluşturmaz, kızarıklık ve ödem yapmadığını, gündelik hayatı aksatmaz. Electri uluslararası kalite standartlarına göre üretildiğinden hipoalerjeniktir ve insan vücuduna yabancı maddeler içermez. Electri çevresel ve genetik faktörlerden kaynaklı güneş, yaşlılık ve melazma gibi leke tedavilerinde içerdiği Süksinat ve Hyaluronik asit ile tek seansta bile cilt renginde azalma ve açılma görülür, aynı zamanda cilt yüzeyi parlar ve nemlenir. Electri uygulamasını hidrasyon, parlaklık, nemlenme, yorgun yüz görüntüsünün düzeltilmesi, lekelerde açılma, hiperpigmentasyonun önlenmesi için sıklıkla kullanır” dedi.

Electri’nin çeşitli kombinasyonlarda üretildiğini ifade eden Dr. Eroğlu, “Flash etki sonrasında cilde daha yüksek HA konsantrasyondaki (1.8 ve 2.2) ürünlerin uygulanması ciltte yaşlanma karşıtı düzelme ve yapılanma sağlar. Cilt esnekliğini yüzde 80 artırır. Kırışıklık miktarını yüzde 40 azaltır. Cildin hiperpigmantasyonunu yüzde 20 azaltır. Cildin su ve nem dengesini sağlar. Süksinatın antioksidan özelliği vardır, serbest radikalleri bloke ederek serbest radikal hasarını baskılar. Cildin yapısal proteinlerinden elastin-kolajen sentezini hızlandırır. Anti İnflematuar proteinlerin üretimini artırır. Lipit metabolizmasını düzenler. Şelat özelliğinden ötürü ağır metallere (demir, bakır, çinko, magnezyumvb) bağlanıp hiperpigmentasyonu önler. Sodyum süksinat hyaluronik asitle kombine edildiğinde sinerjistik etki oluşturarak tek başına hyaluronik asit uygulamasından daha fazla fibroblastları uyarır. Süksinat varlığında FM’de sistein, arginin, lizin, glisin, metionin, treonin, fenil alanin miktarları artar. Sağlıklı bir vücut günde 300 mg a kadar süksinit asit üretir. Süksinat kan akımını, katekolamin salınımını arttırır. Süksinat, dokuların enerji üretimiyle ilgili pek çok metabolik olaylarda ve krebs siklusuna katılarak enerji üretiminde rol alır. Vücuttaki pek çok yıkım süreçleri ve yaşlanma sonucu vücutta oluşan serbest radikalleri nötralize eder. Oksidatif stresi düzeltir. Hipoksi durumunda laktat ve piruvat oluşumunu azaltır. Süksinat şelat oluşturucu etkiye sahiptir. Vücutta biriken toksik Fe-Cu-Zn-Mg gibi ağır metallerin uzaklaşmasını ve vücudun temizlenmesini sağlar. Mevcut melanozomları rengini açar beyazlaştırır. Okside formda melanin çok koyudur, redükte hale geldiğinde açık kahverengidir. Süksinik asit melaninin redükte formda kalmasını sağlar. Süksünat, Cu iyonu ile şelazyon oluşturarak, tirozinin melanine dönüşümüne neden olan tirozinhidroksilaz enziminin bloke olmasına neden olduğundan melanin oluşumunu baskılayarak cilt renginin düzenlenmesinde, leke tedavisinde, göz altı morluklarının giderilmesinde etkili olur. Süksinat, antiinflamatuvar etkilidir. Cildin alerjik reaksiyonlarını da baskılar. Histamin ve Seratonin gibi inflamasyon mediatörlerini normalize eder. Thulium lazer ile Proyellow lazer damar ve leke tedavisiyle kombin şekilde Electri uygulandığında tedavinin etkisi artar, nihai sonucun görülmesi hızlanır, tedavinin kalıcılık süresi uzar. Electri’ nin avantajları: Electri hücresel solunumun arttırılmasına katkıda bulunur. Electri cilt yapısındaki proteinlerin (kolajen ve elastin) sentezine katkıda bulunur. Electri güçlü indirgeyici ve antioksidan etkiler sağlar. Electri serbest radikalleri etkili bir şekilde engeller ve deride mikro sirkülasyonu arttırır. Electri cildi nemlendirir. Electri dermisin temel maddelerinin güçlenmesine katkıda bulunur. Elektri doku restorasyonunu eski haline getirir. Electri fizyolojik süreçlerin normal seyrini sağlar. Electri ciltteki doğal nemi korur” açıklamalarında bulundu.

Tilkiler havadan aşılanıyor


Tarım ve Orman Bakanlığı yaban hayatında kuduz hastalığı ile mücadele amacıyla ‘Türkiye'de Kuduza Karşı Oral Aşı Temini' isimli yeni bir Avrupa Birliği projesini uygulamaya koydu. Proje kapsamında yaban hayatı kaynaklı Kuduz hastalığının görüldüğü 26 ilde, 225 bin kilometrekare alanda 3 yıl süreyle senede iki defa olmak üzere havadan aşılama çalışması yürütülüyor.

Ordu'nun Aybastı ilçesi doğal ortamına da atılan aşı, kapsülünün içinde alüminyum folyo ile kaplanmış halde yemin ortasında yer alıyor. Yemler kokusu ve lezzeti ile çok uzak mesafelerden bile tilkileri kendine çekecek şekilde hazırlanıyor. Yemlerin dış kısmı köfte şeklinde olurken aşının çevresinde bulunan yem balık, parafin ve yağdan yapılıyor. Bu karışım tilkiler için çok cazip görülüyor. Tilkiler oldukça uzak mesafelerden bile aşılı yemin kokusunu alabiliyorlar. Tilki yemi yerken dişleri ile aşının içinde bulunduğu kapsülü patlatıp aşı ağız boşluğuna yayılıyor. Aşının buradan tüm vücuda yayılması neticesinde hastalığa karşı bağışıklık oluşturuluyor.

Yetkililer, aşı yemi bulunduğunda kesinlikle dokunulmaması, bu yemlerin sadece tilkiler için olduğu, aşı yemlerinin atılmasını takiben bir hafta süresince köpeklerin başıboş bırakılmalarının ve aşılı yemlerin yenmesinin engellenmesi gerektiğini belirttiler. Özellikle çocukların bu aşılı yemlere dokunmamaları, kapsülün içindeki aşının göze veya ciltte açık bir yaraya temas etmesi halinde temas noktalarının su ve sabun ile yıkanması ve derhal bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmesi gerektiğini belirten yetkililer, ayrıca insanların bu yemleri bahçelerinde bulmaları halinde, yerden direk temastan kaçarak bir eldiven veya plastik bir torba ile almaları ve imha edilmesi için bir veteriner hekime veya sağlık tesisine götürmeleri gerektiği konularında vatandaşların dikkatli davranmaları hususunda uyarılarda bulundular.

Yılda bir kontrol hayat kurtarıyor


Ürolog Doç. Dr. Ömer Öge, uzun ömrün prostat kanseri için en büyük riski teşkil ettiğini söyledi.

Prostat kanserlerinin yüzde 85’inin 65 yaş üzerindeki erkeklerde görüldüğünü belirtip hastalığın erken evre pek bulgu vermediğini hatırlatan Doç. Dr. Öge, “Yeterince uzun yaşarsa hemen tüm erkeklerde prostat kanseri gelişebilir ama ‘50 yaşından sonra yılda bir prostat kontrolünü düzenli yaptıran bir erkeğin prostat kanserinden ölme risk neredeyse yoktur’ diyebiliyoruz. Yılda bir kontrol hayat kurtarır” dedi.

Prostat kanseri farkındalık ayı

İzmir Kent Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Öge, prostat kanserinin tüm dünyada erkekleri en sık etkileyen 2. kanser türü olduğunu bildirdi. Öge, prostat kanseri görülme sıklığının erkeğin yaşının ilerlemesine paralel yükseldiğini, yaşlı nüfusun artmasına bağlı olarak da daha sık karşılaşılıp hastalığın toplumsal bir sorun halini aldığını kaydetti.

Ciddi bir sorun olduğu için de eylül ayının “Prostat kanseri farkındalık ayı” olarak kabul edildiğini hatırlatan Doç. Dr. Öge, “Yani amaç toplumları eylül ayı boyunca prostat kanserine karşı uyarmak ve bu hastalığa dikkat çekerek, bireylerin bu hastalıkta erken tanı şansını yakalamasını sağlamaktır” diye konuştu.

Yaşlanan her erkek risk altında

Doç. Dr. Ömer Öge, yaşlanan her erkeğin prostat kanseri açısından risk altında olduğuna dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yaş arttıkça prostat kanseri gelişme riski artar. Prostat kanserlerinin yüzde 85’i 65 yaş üzerindeki erkeklerde görülmektedir. Yeterince uzun yaşarsa hemen tüm erkeklerde prostat kanseri gelişebilir. Bu bağlamda 
uzun ömür prostat kanseri için en büyük riski teşkil eder. Akrabalarda prostat kanseri olanlar; birinci derece akrabalarında prostat kanseri olan erkeklerde riskin olmayanlara oranla 10 kat daha arttığı söylenebilir. Bazı prostat kanserleri çok yavaş ilerler ve yıllarca hiç bulgu vermeyebilir. Bu tip prostat kanserli erkeklerin bir kısmı prostat kanseri tanısı konmadan başka hastalıklardan ölürler. Ancak bazı prostat kanserleriyse çok hızlı büyüyerek diğer organlara da yayılır ve hızla ölüme götürürler. Birçok kanser türünde olduğu gibi prostat kanseri de erken evrelerde pek bulgu vermez. Hastalığa bağlı şikayetler görüldüğünde ise birçok hasta için erken tanı zamanı çoktan geçmiş demektir. Zaten erken tanı ile prostat kanserini tümden yenen hastalar çoğunlukla şikayet olmaksızın check-up yaptıran ya da rastlantısal olarak prostat kanserine yakalanmış olduğu belirlenen hastalardır. Prostat kanseri ‘Kanserden korkma geç kalmaktan kork’ sözüne en yakışan hastalıktır. ‘50 yaşından sonra yılda bir prostat kontrolünü düzenli yaptıran bir erkeğin prostat kanserinden ölme riski neredeyse yoktur’ denebilir. Ailede prostat kanseri öyküsü olanlar ve daha garantici olmak isteyen erkekler için bu yaş sınırı 45’e çekilebilir. Geç kalınmadığı sürece bu hastaların çoğunda tam bir tedavi elde edilir. Yılda bir düzenli kontrol yaptırarak prostat kanserinin hayatınızı elinizden almasına izin vermeyin.”

Bakan açıkladı! O sitelere ceza geliyor...


Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, AA muhabirine, internet siteleri üzerinden ilaç ve sağlık beyanıyla yapılan ürün tanıtım ve satışlarına yönelik bu yıl içinde yapılan faaliyetler hakkında bilgi verdi.

6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'da "İlaçların internet veya başkaca herhangi bir elektronik ortamda satışı yapılamaz. Eczane eczacıları ve eczaneler adına internet sitesi açılamaz." hükmünün yer aldığını anımsatan Koca, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından bu yıl içerisinde, internet üzerinden ilaç satışına yönelik 2 bin 319 internet sitesine erişimin engellenmesi için Erişim Sağlayıcıları Birliğine yazı yazıldığını ve 6 site hakkında suç duyurusu sürecinin başlatıldığını söyledi.

Koca, kapatılan internet sitelerinde daha çok sporcuların kullandığı stereoidler, performans arttırıcı, gebelik sonlandıran ilaçlar, tıbbi mamalar ve saç dökülmesini engelleyici ürünlerin bulunduğunu belirtti.

Başta internet siteleri olmak üzere her türlü görsel ve basılı mecrada "zayıflattığı, hastalıklara iyi geldiği, hastalıkları tedavi ettiği, iyileştirdiği, saç çıkardığı, performans arttırdığı" gibi sağlık beyanı mevzuatına aykırı ifadelerle ürün tanıtımı ve satışı yapıldığını dile getiren Bakan Koca, tüketicilerin bilgi eksikliği ve tecrübesizlikleri istismar edilerek yapılan tanıtımlar sonucunda kullanılan ürünlerin, çeşitli organ yetmezliklerine ve ölümle sonuçlanabilen ciddi sağlık problemlerine yol açtığını vurguladı.

"Teff Tohumlu Çay" ve "mavi su" tanıtımlarına idari işlem


Son zamanlarda en çok karşılaşılan ürün grupları arasında, zayıflattığı iddiasıyla "Teff Tohumlu Çay" ve saç çıkardığı iddiasıyla tanıtımı yapılan "mavi su" gibi ürünlerin yer aldığını ifade eden Koca, TİTCK tarafından bu tanıtımlara yönelik idari işlemlerin yürütüldüğü bilgisini verdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şunları kaydetti:

"İnternet üzerinden yapılan tanıtımlara yönelik olarak 2019 yılı ocak ayından bugüne kadar sağlık beyanı mevzuatına aykırı şekilde ürün tanıtım veya satışının yapıldığı 3 bin 732 internet sitesi, erişimin engellenmesi amacıyla Erişim Sağlayıcıları Birliğine, 2 bin 456 internet sitesi de yapılan reklamların tüketiciyi aldatıcı ve yanıltıcı olması nedeniyle idari işlem uygulanmak üzere Ticaret Bakanlığına bildirildi.

Ayrıca söz konusu tanıtım ve satışlardan dolayı toplam 16 kişi, internet sitesi ve firma hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunuldu. Bu yıl ocak ayından bugüne kadar sağlık beyanı mevzuatına aykırı şekilde ürün tanıtım veya satışının yapıldığı internet sitelerine 200 bin lira, televizyonda yapılan tanıtımlardan dolayı yayıncı kuruluşlara ise 6 milyon 150 bin lira olmak üzere toplam 6 milyon 350 bin lira idari ceza uygulandı."

Kulaklara zarar veren 7 şey


Doç.Dr. Yavuz Selim Yıldırım, “Kulaklarımız aslında düşündüğümüzden de hassastır. Bazı davranışlar ve durumlar var ki kulaklara zarar verebiliyor” dedi.

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr.Yavuz Selim Yıldırım, kulaklarımıza zarar veren 7 konuyu şöyle sıraladı:

“Yüksek Ses ve Gürültü: Kulaklar sesi alma ya duyarlı organ olduklarından yüksek ses kulaklara her zaman zarar verir. Yüksek sesle müzik dinlemek, kulak korumasız silah atışı yapmak, yüksek sesli ortamlarda çalışmak, yüksek sesli patlamalara maruz kalmak, yüksek sesle eğlence merkezi gibi ortamlarda çalışmak. İşitmeye zarar vererek kulakta çınlama ya neden olabilir.Bu işitme kaybı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yüksek sese maruz kalma derecesi ve süresine bağlı olarak işitme kaybı kalıcı veya geçici olabilir.

Kulak Temizleme Çubukları: Kulak temizleme çubukları,kulak kirinin kulak kanalında tıkanmasına neden olarak kulağa zarar verir. Normalde kulak kiri kendini kulak dışına doğru atmaya meyillidir. Kulak çubuklar ile kendi kendini temizleyen bu sistem bozulmuş olur. Kulak çubukları daha derine doğru itilirse kulak zarına zarar verebilir.

Kulak Damlası: Bazı kulak damlaları kulak için zararlı özellik taşır örneğin Gentamisin etken maddesi taşıyan kulak damlaları kulak için zararlı etkiye sahiptir. Bu damlaların rastgele ve bilinçsizce kullanılması kulağı zarar verir. İçerisinde ne olduğu belli olmayan bir takım karışımlar kulak kanalı Ph dengesini bozarak kulakta mantar enfeksiyonu ve iltihap oluşmasına neden olarak kulağa zarar verebilir.

Cep Telefonu: Cep telefonları, radyasyon ve elektromanyetik dalga yayarak kulağa zarar verebilir. Özellikle ilk arama esnasında kulağa tutulması en fazla elektromanyetik dalga yayarak kulakta çınlamaya, zonklama ve derinden ağrı hissi oluşmasına neden olabilir. Cep telefonu ile çok fazla konuşmak zorunda kalan insanlar kulaklık kullanmalıdır. Yine bu telefonların içerisinde yer alan lityum pillerin fazla ısınmasına bağlı patlama riski mevcuttur.Bunlar başa yakın pozisyonda tutulduğunda patlarsa kafaya zarar vererek hayati risk taşır.

Sigara ve İlaçlar: Sigara kullanımı zamanla kan damarlarında bozulmaya neden olarak, kan akımını bozar. Sigara özellikle küçük kılcal damarları etkileyerek kan akımını engeller. Bu kılcal damarlar kulağımızın kan akımının sağlar kan akımının bozulması işitme kaybı ile neticelenir. Mecburen kullanmak zorunda olduğumuz bazı antibiyotikler ve kemoterapi ilaçları kulak hücrelerinin ölmesine neden olarak işitmeye kalıcı olarak zarar verebilir bu ilaçları kullanırken sürekli kontrol altında olmalısınız.

Piercing hijyenik şartlar sağlanmadan yapılırsa kulak kıkırdağında erime meydana gelerek kulak şeklinin bozulmasına neden olabilir. Kulak kıkırdağına yapılacak delme işlemlerinin hekim kontrolünde yapılması gereklidir. Yine kulağa takılan küpelerin kulakta alerjik reaksiyon yaparak kaşınmasına ve kulağın şişerek enfeksiyon oluşturmasına neden olur.

Baş Dönmesi: Kulaklar duyma görevinin dışında dengenin sağlanmasında önemli rol oynar. Baş dönmesi, kulakta çınlama, basınç artışı ve kulakta tıkanma hissi iç kulaktaki denge sisteminin etkilendiğini gösterir bu belirtilerin hafife alınması zamanla işitme organının da zarar görmesine neden olabilir. Denge sistemini etkileyen nedenler duymanın da etkilenebileceğinin göstergesidir, Bu nedenle baş dönmesi hastaları kulak burun boğaz hekimlerince ayrıntılı değerlendirilmelidir.”